SON(SUZ)LUK





Sonsuz hissiyatina bürünerek yaşadığımız ve  kendimizi bir kez daha kandırdığımız bir günün akşamında daha merhabalar.

Amacı olmayan insanın hedefe ulaşması mümkün müdür? Varılacak hedefin belirsizliğinden beslenerek zoraki yürümelerle kendisine sunulan bir ömrü tamamlama niyeti içerisinde olmak,  insanoğlunun düşeceği en büyük gafletlerden biridir bana göre. Altına defalarca çizerek okuduğum bir kitapta Sokrates'in çok sevdiğim bir sözünü sunarak konuya giriş yapayım. Sokrates diyor ki; ' İnsanın, nasıl yaşaması gerektiği sorusu üzerinde düşünmemesi, onun değersiz ve dolayısıyla mutsuz bir hayat sürmesiyle eş anlamlıdır'.  Zaten sorgulamadığımız bir hayat bizim kontrolümüzden çıkmaz mı? Onun denetimini biz değil, bizim üzerimizde fikirleri ile hükmeden insanlar yaparlar. Peki sonlu olan bu alemde, sonsuz var olabileceğimiz gafletine sık sık neden düşeriz?
.
.
.
Bu soru benim zihnimde sürekli kendine meşgale bulan bir sorudur. Neden her şeyin bir sonu olduğunu kabullenmekte güçlük çekiyoruz? Var olanın daha iyisini yapma niyetinde olduğumuz için mi, yoksa bağımlısı olduğumuz şeyleri bir anda kaybetme korkusu ile yüzleşmeye korktuğumuz için mi? Ahir zamanın şartlarında hem gözlemlerim, hem de yaşadıklarıma dayanarak sanırım ikinci soruyu biz insanlara daha çok yakıştırıyorum. Korkuyoruz. Hemde azımsanmayacak derecede büyük korkular yaşıyoruz. Görmediğimiz, erişemediğimiz şeylerin varlığına inanma kabiliyetini henüz tam olarak geliştirememişken, zihnimizde vuku bulan binlerce dolambaçlı düşüncenin tesiri altında içinden çıkamadığımız dipsiz bir kuyunun ortasında buluveriyoruz kendimizi her an. Peki sonsuza doğru daha emin adımlarla nasıl yürüyebiliriz?
.
.
.
İnanç kelimesinden her insanın çıkarımları farklıdır. Var edene ve var olana inanmanın bin bir türlü tasviri var. Sonsuzluk kelimesinin mana kazandığı en önemli derinliklerden biride var edenin gücüne ve bir olduğuna inanmak aslında. Yoktan var olmanın bilmecesini çözmüş insanların inanç kavramları konusunda hayatlarını çıkmaza sürdüklerini çoğu zaman görmedim. Yolda iken yolunu kaybeden, hedefe ulaşmaya az kalmışken  yönünü bambaşka tarafa çeviren çok insan tanıdım. İnanç ile inançsızlık arasındaki o sırlı çizgide insanın yolunu bulmasının, yolda kaybolmaktan daha kolay ve acısız olduğu yadsınamaz bir gerçek. Peki inandığı değerler üzerine yola çıkmış bir insan neden yolundan sapar, hiç bunu düşündünüz mü?
.
.
.
Bu kadar derin konuları tartışabilecek bilgide ve yetkide olduğumu asla ama asla düşünmüyorum. Sadece beni var edeni, neden var ettiğini ve sonlu olan bu hayatta üzerime yüklemiş olduğu görevlerin tanımını algılama ve idrak etme noktasında kendime sorduğum, bir ömür boyu da cevabını almak adına koşturup duracağım sorular silsilesi bir bakıma yazdıklarım. Ben bu soruları sorarken, daha önceki yazılarımda da belirttiğimiz üzere yolumuza düşen her olgunun bir anlamı olduğu niyetindeyim. Bu bazen hiç tanımadığımız bir insan olurken, bazen de kulağımıza çalınan bir melodi olabilir. Peşinden gittiğimiz, elinden tuttuğumuz, güç bulduğumuz şey her ne ise bize hayatı öğrenme noktasında yardımcı olacaktır. O nedenle her insanın bir tutkusu olması gerektiği tarafındayım. Bu kimi zaman renklerinde kaybolduğumuz bir resim olurken, kimi zamanda notaları arasında kendimize yer bulmaya çalıştığımız bir müzik olabilir. İnsan kendini keşfetmeye zevklerinden başlar bence. Neyi çok sevdiğimize değil, yaparken içinde nasıl kaybolduğumuza bakmamız gerekir. 
.
.
.
Sonsuzluk üzerine birazcık laf kalabalığı yapmışken şu an dinlediğim bir müzik beni bir romanın derinliklerine itti, paylaşmadan geçmek istemedim. Siz hiç bir melodinin hatrına bir kitabı bitirdiniz mi? Bitirdikten sonra gerçek hayata adapte olma konusunda zorluk yaşadınız mı? Geçen yıl okuduğum bir kitap tamda beni bu düşünlerin ortasına itti. Elimden bırakamadığım, çalan müziğin etkisi altında okurken kendimi kaybettiğim bir kitap oldu. Henüz yaşı çok genç olmasına rağmen bana göre Türk Edebiyatının ilerde çokça kulaklarını çınlatacağı bir yazar ve onun eserinden bahsetmek istiyorum. Kitap ismi 'Uzakların Şarkısı'. Yazarı Kaan Murat Yanık. Etkisi altında çokça kaldığım kitapları okuduktan sonra sonuna mutlaka şu cümleyi yazarım. 'Bundan sonra hiçbirşey eskisi gibi olmadı'. İşte bu romandan sonrada renklere, rüyalara, masallara olan bakış açım bambaşka bir hal aldı. Okuduktan sonra ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. İşte yaklaşık 300 sayfalık o kitabı okurken her sayfasında bıkmadan, dinlediğim bir ezgiyi de burada paylaşmak istiyorum. Bir koku, bir melodi, bir tat insanları nerelere alıp götürüyor. Sanırım en güzel kanıtını yaşattı şu an bana.


.
.
.
Sonlu olan bir sonsuzlukta yolumuzu bulmaya niyet ederken, gecenin üstümüze ilham gibi çöktüğü anlara.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

33 YAŞIMA...

8 MART NE DEĞİLDİR?

VELADET