VELADET



‘                                                 Bir ben vardır bende, benden içeri’

Münzeviliğin tesiri altında içsel sorguların katmerlendiği bir zamanın daha içinden geçerken geri de kalanların gönülde ve zihinde bıraktıklarını tamir etme gayretini bulma çabasındayım. Geride kalan sanki koca bir sukutuhayal, deliksiz koca bir boşluk.  Yeis olma haliyle zehirlenen bedenlerin arasında insanın kendini alıkoyması imkânsız nerdeyse. Yıkık inançların, darmadağın düşüncelerin içinde kendine bir çıkış kapısı arayanlara bile sirayet eden bu akıl almaz halin beşerde yarattığı etkilerin izlerini düzeltme çabası ile geçiriyoruz günleri. Oysaki vakur olana özlemin derinliği giderek artıyor. İşte tam da bu noktada zahiri âlemin kör ettiği gözlerimizle batıniden koşarak uzaklaşıyoruz.
Hasletin burnunu hakikate yöneltmediğimiz sürece kurtuluşa erebilir miyiz? Hakikat gönülde saklı, Hak ise içimizde, derinlerde, nefesimiz kadar yakın, bize bizden daha yakın. Manasını bulmayan çalışırken hayatımın, geçen otuz yıllık ömrümden öğrendiğim çok şey oldu;
Affetmeyi, affetmenin ne kadar güzel bir erdem olduğunu öğrendim.
Kırgınlığın, kızgınlığın batağına saplanmanın kolay, çıkmanın ise hayati  derecede zor olduğunu.
Sevginin ve merhametin ne kadar yüce, kalplere yeten en büyük şifacı olduğunu,
Mana aleminin kapısını aralayan en kolay şeyin ölümü her defasında kendimize hatırlatmak olduğunu,
Dilden çıkanın telafisinin zor, söylenmeyen sözün ise bir değeri olmadığını,
Yaşanmayanın koca bir hiç, tecrübenin ise en kıymetli şey olduğunu,
İyi niyetin gayretle birleşince cesaret, cesaretin ise keşfetmeyi tetikleyen en güzel şey olduğunu,
Ferasetin bahşedilmiş en yüce hediye, basiretin ise ferasete giden en büyük yol olduğunu,
Birlik olmanın güzelliğini ama yalnız olabilme gayretinin getirdiği o sonsuzluk ve güçlü olabilme halini daha çok sevdiğimi,
Adaleti sağlamanın oldukça zor, yolunun ise mutlak merhametten geçtiğini,
Elde etmenin mutlak yolunun himmetten geçtiğini, yolun ise asla hürriyetten şaşmaması gerektiğini,
Bütün bunların ötesinde sınanmanın ne kadar zor, sabrın ise mutlak hak edildiğinde karşılık bulabileceğini.
Tüm bunları kalbe sığdırmayı başarabilirsek ancak hakikate yürüyebileceğimizi, ama asla mutlak hakikate biz beşerin şu anki ahval içinde erişemeyeceğini, kurtuluşumuzun hiç şüphesiz daha çok okumak, inanmak ve çalışmaktan geçtiğini öğrendim.
Dilerim; gelecek, muhlis insanları karşımıza çıkarır.
Dilerim; kalan ömrümüz, hiçe geçen günleri telafi etmeye yeter.
Dilerim; sonsuz kurtuluşa ermenin birbirimize kenetlenmekten geçtiğini idrak etmekte geç kalmaz, bunun için gereken çabayı hakkaniyet dolu günlerde veririz.
Yeni yaşımdan tek dileğim; yaşayan tüm canlılara ve evrene olan saygı çizgisinden çıkmadan yürümek olur şüphesiz.
 Pişmanlıklarımı ötelediğim, umutlarımı yeniden filizlendirdiğim, sabretmeyi daha çok öğrendiğim, paylaşmayı daha çok bildiğim, affetmeyi gerçekleştirdiğim, yeni şeyleri deneyimleyebildiğim, geçmiş ve gelecek arasında sıkışmadan rahatça nefes alabildiğim, elimde olanın kıymetini bildiğim, olmayanın peşinde ısrarla yürümediğim, sonsuz âlemde değil tam da şu an ’da,  olabildiğim yerde aldığım nefese şükredebildiğim ve kalan ömrümü yeniden doğmuşçasına sonsuz şükürle geçirebileceğim günlere erişme arzusu için dua ediyorum.
İçimdeki ben’i daha içten görme ümidiyle sonsuz çaba içinde olmayı temenni ediyorum.
 Hiç olabilmenin kıymetini anlayabilmek için yok olmayı göze alabilmenin hikmetini kavrayabilmek istiyorum.
İçinden geçerken hayatımın son nefesime kadar sabrın sırtına dayanmayı niyet ediyorum.
Ve bugün ben ölmek için bir kez daha doğuyorum.
Beni var edene, varlığıma, özüme ve tüm âleme sonsuz şükürler olsun.
‘Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum’
1989-2019. Geçen otuz yılım, anılarım, yaşanmışlıklarım anısına, sonsuzluğa…

18 Ağustos 2019
Süreyya

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

33 YAŞIMA...

8 MART NE DEĞİLDİR?