8 MART NE DEĞİLDİR?



Şimdi ben, yaşadığım ve de şahit olduğum olayları milyonlarca kadının sesi olarak birkaç cümlede yazacağım. Erkeklerden tek ricam; üstüne alınacağınız bir durum yoksa tepki göstermeden, empati kurmaya çalışarak okumanız. Zira bunların hepsi can sıkıcı acı gerçekler.

Bunca haksızlığın, bunca cinayetin, bunca hakaretin ve hor görülmenin karşısında kutlama mesajlarıyla, aldıkları çiçeklerle, cinsiyet kimliğini tek bir güne sığdırmaya çalışan zihniyetlerin kutlamaları dışındaki tüm kutlamalar başımızın tacı. Ama 8 Mart bir bayram değil, haksızlığa direnişin, başkaldırışın, mücadelenin ve emeğin, alevler içinde bedelinin canla ödendiği tarihi bir günün yeniden hatırlanması gereken bir gündür.

Peki 8 Mart ne değildir?

Akşama kadar karısına dayak atan, hakaret eden, çocuklarının yanında onu aşağılayan, döven, sadece toplum içinde koca figürüne fütursuzca bürünenlerin kutladığı bir gün değildir.

Dolmuşta, otobüste, kalabalık mekânlarda fırsattan istifade elle, gözle tacizi kendine hak görenlerin kutladığı bir gün değildir.

Sessiz sokaklarda, gece saatlerinde, tek başına dışarıda olan bir kadını kendini daha güvende hissetmesi açısından düştüğü korku çukurunda numaran da olsa telefonla konuşuyormuş zorunluluğuna bırakanların kutlama günü değildir.

Haber bültenlerinde her gün çıkan bir kadın cinayeti haberini normalleştiren zihinlerin kutladığı bir gün değildir.

‘’Kız başına otur oturduğun yerde!’’, ‘Elinin hamuru ile erkek işine karışma!’’ zihniyetinden çıkamamışların kutlama günü değildir.

Mesleki konularda ‘kadın işi’, ‘erkek işi’ diye iş tanımını kendinde hak gören, yaptığı her işte hem cinslerinin daha başarılı olduğu iddia edenlerin kutlama günü değildir.

Yemek pişirmeyi, temizlik yapmayı, çocuk bakmayı, evin her türlü sorumluluğunu kadının sırtına yük etmeyi kendine hak görmüşlerin kutlama günü değildir.

Bekar bir kadınla tanıştığında yüzünde aptal bir sırıtma ifadesiyle zihninden geçen iğrenç düşünceleri istemsiz şekilde suratına yansıtarak karşıdaki kadının kendini kötü hissetmesine yol açanların kutladığı bir gün değildir.

Gecenin bir yarısı yürüyerek evine giden kadınları, kendini koruma amaçlı çantasında biber gazı taşımak zorunda bırakanların kutladığı bir gün değildir.

Karısına, kızına yan gözle bakanların gözünü oyan, ama kendi gözlerini başka kadınlara hapsetmekten zevk duyanların kutladığı bir gün değildir

Her giyilen kıyafete, her yapılan makyaja, her atılan kahkahaya bir sözü olan, kadını kafasında sürekli bir meta haline getiren zihniyetlerin kutlama günü değildir.

Tüm trafik kurallarını doğuştan ezbere bildiğini zannedip, direksiyona dört elle sarılan, sürekli aynayı kontrol eden, kurallara mümkün mertebe dikkatle uyan ve yayaya yol veren kadınları, marifetmiş gibi eleştirirken, savurduğu küfürlerle trafikte her türlü durumda kendini haklı görenlerin kutlama günü değildir.

Ağza alınmayacak küfürleri sohbet ortamında tartıp düşünmeden savuran, ortamda bir kadının varlığını unutan, kendi utanması gerektiği yerde o küfürlü sözlerle bir kadının utanıp, yerin dibine girmesine sebep olanların kutlama günü değildir.

Evlendikten sonra her türlü hakka sahip olduğunu zannederek psikolojik ve fizyolojik şiddeti evden eksik etmeyenlerin kutlama günü değildir.

Sosyal medyada klavye başında her özel günün hakkını verdiğini zannederek gerçek kimliğinden bağımsız şekilde entelektüel bir kimliğe bürünme çabasıyla paylaşım yapmayı kendinde hak görenlerin kutladığı gün değildir.

Karısı hasta olunca yana yakıla kadın doktor arayan, ama onun dışında kadının eğitimine her türlü engeli koyan, kadını dört duvar arasında yaşamaya bırakanların kutlama günü değildir.

Hele aldığı iki demet çiçekle, organize ettiği bir yemekle, sipariş ettiği pahalı takılarla ve yalandan söylediği iki çift güzel sözle, kadının varlığını kapitalist bir düzene paçavra edenlerin kutladığı gün hiç değildir.

8 Mart, emeğin, gözyaşının, acının, direnişin günüdür. Toplumları doğuran, medeniyetleri oluşturan yegâne varlığın kadın olduğunun bir kez daha hatırlatıldığı bir gündür. Kimliklerin bir kenara bırakılmasını, insana sadece insan olduğu için değer biçilmesinin gerektiğinin nazikçe hatırlatıldığı bir gündür.

8 Mart doya doya kahkaha atmanın ayıp sayılmadığı, başına bir şey gelir mi korkusu yaşamadan özgürce sokaklarında gece gündüz kadınların dolaştığı bir coğrafyanın özlemini çekenlerin kutladığı bir gündür.

Kısaca 8 Mart herkesin işine bakması gerektiğinin bir kez daha kibarca hatırlatıldığı bir gündür. Yani 8 Mart kutlamayı, takdir görmeyi değil, yılın kalan 365 gününde de olması gerekenlerin hatırlatıldığı ve bunun bir güne sıkıştırılmış paket programının kapitalist düzende servis edildiği birçok insan tarafından fark bile edilmediği bir gündür.

Yukarıda bahsi geçen tüm olaylar her gün binlerce kadının (ben de dahil) içinde olduğu olay örgüsünden alınarak yazıldı. Biz bunları gerçekten yaşıyoruz. Peki siz bunların ne demek olduğunu biliyor musunuz?

Biz kadınlar hak ettiğimiz saygı değil, kendinizde hak gördüğünüz saygının aynısından istiyoruz!

Geçmiş, günümüz ve gelecek kadınlarına…


Süreyya KOCATEPE

 08.03.2021

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

33 YAŞIMA...

VELADET