ANLATMAK VE ANLAŞILAMAMAK
Dolu içimiz. Dopdolu. Taşacak
binlerce kelimenin ağırlığı altında ezilen bedenimiz, yükünü hafifleteceği
günlerin özlemini çekerken, tıka basa dolmuş yüreğin üstüne bastıra bastıra
yenilerini eklemenin ağırlığı altına ezilen bedenlerin tamirini yapmaya
çalışıyoruz, büyük bir acizlikle…
Durup dinlemediğimiz, dinleyip
anlamaya çalışmadığımız, anlayıp bunu karşı tarafa hissettiremediğimiz ‘insanlık’
kavramının göz göre göre yok oluşuna seyirci olmanın keyfini çıkarır nitelikte
hiçbir şey olmamış gibi fütursuzca yaşamaya devam ediyoruz.
Anlamak ya da anlaşılmak… İki
kelimeden ibaret oysa, bir gönle girmek. Bunun için çok bekledi ‘insanlık’. Çok
çaba sarf etti. Kimse durup dinlemedi, anlamaya çalışmadı onu. Ve bir gün ‘insanlık’
alıp başını, çekip gitti. Sonra bütün dillere pelesenk oldu ‘insanlık ölmüş’
cümlesi. Cenaze namazını hep birlikte kıldığımız bu kavramın arkasından
sızlanmakta neyin nesi. Anlatmaktan çok yorulmuş olacak ki ‘insanlık’, hele bir
de anlaşılamamanın verdiği yorgunluğu bedenine daha fazla yük etmemek adına
çekip gitti işte. Gidişinden sonra sahip olduğunu bütün değerleri de
beraberinde götürdü.
Oysa ne çok kırılmışız, ne çok incinmişiz.
Bütün bu yorgunlukların sebebi bir tutam anlaşılamamaktan öteye geçmedi,
geçemiyor! Ne doğru düzgün anlatabildik içimizdekileri, nede anlaşılmak
için doğru insanları seçebildik… Arada güzel insanlar yok değil. Şimdi sizlere
Ali Amcanın hikayesinden bahsedeceğim….Daha dün yaşadığım, beni gerçekten çok
etkileyen bir insandan…
Dün
itibariyle Kayseri’de ne de güzel bir etkinlik başladı. Okuyan ve okutan şehir
olma yolunda güzel bir organizasyonun ilkinin düzenlediği kitap fuarında yaşadığım
ufak bir durumu anlatmak istiyorum.
Birkaç
gün öncesine kadar bayram sevinci yaşar gibi dört gözle beklediğim kitap
fuarına sabah erken saatte kalkıp hazırlandım ve gittim. İlk gün olması
sebebiyle ciddi anlamda bir kalabalık vardı. Kalabalık beni hiç rahatsız
etmedi, aksine stantları gezen insanları, kitap alan o elleri gördükçe içimde
yaşadığım mutluluk tarif edilecek gibi değildi. Birkaç saat ciddi anlamda fuar
alanında vakit geçirdim, tüm yayın evlerinin stantlarını dolaştım. Birkaç kitap
satın aldıktan sonra kıymet verdiğim iki insanın söyleşisi saatini beklemek hem
de biraz hava almak, aldığım kitaplara göz gezdirmek için dışarı çıktım. Çay
ikramı yapılan sıraya girdim, çay aldıktan sonra çimlerin üzerinde biraz vakit
geçirdikten sonra tekrar söyleşinin olduğunu konferans salonuna girmekti
niyetim. Çay sırası oldukça kalabalık olunca önümde ve arkamda olan insanları
izlemeyi başladım. Sonra arkamdan bir ses ‘Maşallah, çok kitap almışsınız’
dedi. Hafifçe arkamı döndüm, tebessüm ettim. ‘Çok şükür öyle oldu, okumakta
kısmet olur inşallah’ diyerek cevap verdim. Karşımda 70-75 yaşları arasında
yaşlı bir amca, elinde bir çantanın içerisine koyduğu birkaç kitabı zorlukla tutmaya
çalışıyor, bir taraftan da ilerleyen çay sırasında adımlıyordu. Daha ben
sormadan ‘Benim de kitabım basıldı’ diye söyledi. Ufak bir sohbetin ardından
çay sırası bize geldi, çayları aldık ilerledik. Vaktiniz varsa size yazılarımı
okutayım dedim. Kibar bir şekilde tabi dedim, fuar alanının bahçesinde bulunan
çimlerde bir yerde boşluk bulup oturduk. Ali amca emekli bir makina mühendisi, 72 yaşında. Yaşı epeyce olmasına rağmen
teknik bilgisi beni benden aldı. Sırada ilk tanıştığımızda kitaplara ve yazmaya
olan ilgisinden emekli öğretmen falan olduğunu düşünmüştüm. Mühendis olduğunu
duyunca şaşırmadım değil. Oda benim mühendis olduğumu öğrenince sohbet iyice
koyulaştı. Hatta şöyle bir sohbet bile geçti; ‘Mühendis insanlar analitik
düşünürler, duygusallık yönleri çok yoktur’ diyerek gülüştükten sonra Ali amca
yazarlıkla mühendislik arasında bir bağ kurdu ki söyledikleri karşısında hayran
oldum. Sürekli ‘vaktini alıyorum, kusura bakma’ diyerek elinde tuttuğu çantadan
bazı eski dergi sayıları ve birkaç ince kitap çıkararak elime tutuşturdu. ‘Oku bunları Süreyya Hanım kızım’ diyerek
verdi. İlk verdiği yazı ‘Mühendis ve yazar kız’ başlıklı. Yıllar önce yazmış
Ali amca. Yazıda 23 yaşında makine mühendisi bir kızdan bahsediyor. Aynı
zamanda yazıları ve şiirleri olan bu kızın hayatla olan bir takım mücadelelerini
hikayeleştirerek anlatmış. Yazıyı bitince tebessüm ederek döndüm Ali amcaya
dedim ki ‘Ali amca bu kız hala yaşıyor mu?’ J. Belki yazının ana kahramanı yıllar öncesinden Ali amcanın
hayatına değmiş birisi… Her neyse diğer yazılarını ve şiirlerini de okuttu.
Aslen Kayseri’li Ali amca. Yıllarca çeşitli kurumlarda çalışmış, liselerde
dersler vermiş. Bunca yaşına rağmen zekasına hayran kaldım. Mükemmel bir
mühendislik bilgisinin yanında sahip olduğu edebi bilgisi ile gerçekten örnek
alınacak bir insandı kendisi. Çok şey anlattı, çok şey söyledi. Tanışmaktan
gerçekten karşılıklı çok mutlu olduk. Defalarca teşekkür etti, vakit ayırdığım
için. Bazı şeyler öyle güzel tevafuk oluyor ki, Ali amcayı tanımak benim için o
günün kazancı oldu. En son sohbeti bitirip kalkarken ‘Bak Süreyya
Daha
önce bu tarz tanışmalar çok başıma geldi. Daha geçen sene Ankara Kızılay’da
yaşadığım bir olay… Zafer çarşısını herkes bilir. Ankara’ya her gittiğimde
mutlaka uğramaya çalışırım. Geçen sene yiğenlerim için gittiğim bir kitabevinde
koridorda yaşlı bir beğefendi seslendi arkamdan ben raftaki kitapları
karıştırırken: Ben yazarım, isterseniz kitabımı imzalayabilirim’ diye. Giyimi
oldukça düzgün ama yaşı da 80’in üzerinde olan o adamı kıramadım. Sahafçılar
çarşısında koridorda bulduğu bir iskembenin üstüne oturdu, çantasından bir
çocuk kitabı çıkardı. Kitabın üstünde ki ismi görünce ben şok oldum.
Çocukluğumun vazgeçilmez kitaplarından olan ‘Ton Ton Ali’ serisinin yazarı
Yılmaz Özek. Türkiye’de ilk heceleme tekniği ile okumayı öğreten kıymetli
yazar. Kendisi 84 yaşında bir öğretmen emeklisi. Türkiye’de milyonlarca insanın
okumayı öğrenmesinde belki de katkısı olan tartışmasız en kaliteli çocuk
kitapları yazarı. Yılmaz amca ile de sahafçılar çarşısında kesişen yolumuz
sonrasında bambaşka bir dostluğa dönüştü. Hayatımda tanıdığım en duygusal, en
beğefendi, sanatsal yönden gerçekten tam bir İstanbul beğefendisi diyebileceğimiz
kıymetli bir insanımız. O yaşına rağmen abartısız haftada en az iki kez arar
hatrımı sorar. Daha bunun gibi beklemediğim bir çok anda, farklı mekanlarda dualarımın
karşılığı olarak güzel insanlar çıkarıyor karşıma Allah. Hayatımda farklı
yerleri olan, bana çok şey katan, kıymeti büyük olan insanların varlığı öyle
güzel ki…
Diyeceğim
o ki; anlatmak ve anlaşılmak güzel şeyler. Hayatın karmaşası içine sanki atomu
parçalayacak işler yapıyormuş süsüne bürünmüşçesine öyle koşturmaya, öyle
kimseleri dinlememeye alışmışız ki, kendi telaşımızdan önümüzdeki güzellikleri
göremeden kör olup gitmişiz. Ah bir durup dinlesek, bir anlamaya çalışsak insanları
dünya öyle güzelleşecek ki…
O
yüzden size tek bir kelime söylemeye çalışan bir insan da olsa vakit ayırın ve
onu dinleyin. Otobüste, bir alışveriş sırasında, markette, camide, okulda,
sokakta….Mekan neresi olursa olsun öncelik değeriniz insan olsun. Kılık
kıyafet, din, dil, ırk vb kavramları arka plana atarak öncelikle insanı insan
olduğu için dinleyin.
Hayatta
hiç birşey tesadüf değil. Yediğimiz bir lokma ekmek, içtiğimiz bir yudum su,
attığımız her bir adım bile Allah’ın takdir ettiği kadarıyla vuku buluyor. O
yüzden karşımıza çıkan insanlar da bir tesadüfün değil, yazılmış olan güzel bir
kaderin hediyesi. Ciddiye alıp vakit ayırdığımız kadarıyla güzelleştiriyorlar
hayatlarımızı.
Her
insanın bir diğerinden öğreneceği çok şey var bu dünyada. Daha anlatacak çok
derdimiz, anlaşılmaya bekleyen yüreklerimiz var. Dualarımda en çok yer
verdiğimiz konu da bunun üzerine. Allah yolumuza derdimizi anlayan ve bizi tüm
yüreğiyle dinleyen güzel insanlar çıkarsın karşımıza. Hakka doğru el ele
tutuşarak yürüdüğümüz bu yolda iyilik zincirinin bir halkası olmayı nasip
etsin. Dünya öyle güzel ki, kirletmeye hiç hakkımız yok. Güzelliğe gidecek
temel yolda en önemli kavramlardan birisi anlatmak ve anlaşılmak. Çünkü
derdimiz her ne olursa olsun, karşı tarafın anladığı kadarız. Biraz gayret
lütfen. Dinlemek, anlatmak ve anlaşılmak üzerine biraz gayret. Gayret
gösterince yüreğinize girenlerin insanların varlığıyla anlam buluyorsunuz
çünkü. Hayatımızda var olduğu için şükredeceğimiz insanların sayısını artırsın
Rabbim. Bizlere kılavuzluk edecek insanlar çıkarsın karşımıza. Hakikate karşı
emin adımlarla, dimdik ayakta durmayı nasip etsin.
İyilik
zincirinde bir halka olmayı becerebileceğimiz günlere…
Süreyya
KOCATEPE
15.10.2017
Kayseri
Yorumlar
Yorum Gönder