10228.GÜNÜM


Ahh benim geçmiş yaşlarım…Geçen 10228 günüm…
Annemin bu hayatta görüp görebileceği en büyük acı ve mutluluğu bir arada yaşadığı, babamın sevinçle üçüncü kez baba olduğu, abimin hava atarak abiliği ikinci kez tattığı, ablama da oyuncak bebeklerle yeniden oyun arkadaşı olduğum, gözümü umutla açtığım, dualarla ismimin kulağıma fısıldandığı bu hayattaki ilk günüm…
Bacaklarımda o gücü bulup adım attığım 1 yaşım.
Dilime sığmayanların dışarı vurduğu konuşmaya başladığım ve bir daha da susmadığım 2 yaşım…
Koşarken ilk kez ayağımın takılıp acıyı o denli büyük hissettiğim, dizimin çok kanadığı o 3 yaşım…
Annemin giydirdiklerini beğenmeyerek başıma buyruk hareket etmeye başladığım 4 yaşım…
Ablamın elini tutup sokakta oynamaya başladığım 5 yaşım…
Resimle ve müzikle doyasıya tanıştığım 6 yaşım…
Babamın elimi tutup, annemin beyaz kurdeleli tokayı saçıma takıp, mavi önlükle beni okula uğurladığı 7 yaşım…
Hayatıma anlam katan kitapları, şiirleri, hikayeleri okumaya başladığım ve okumayı söktüğüm 8 yaşım…
Hayatta hesap ve kitabı ilk defa basit yollarla hesaplayabildiğim 9 yaşım..
Canlıları, bitkileri, hayata dair temel kavramları öğrenmeye ilk adımı attığım 10 yaşım…
Çocukluktan çıkıp, ergenliğe adım attığım o heyecanlı 11 yaşım.
Bazı duyguları ilk kez yaşamaya başlayıp, sevimli sevimli güldüğüm  12 yaşım…
8 yıllık arkadaşlarıma veda edip liseli kız havasında ortada dolaştığım, eğitim hayatımda en sevdiğim mavi önlüğüm ve beyaz yakamı dolabıma kaldırıp o hiç sevmediğim gri üniformayı giydiğim ah o güzel  13 yaşım.
İngilizceyi kusarcasına öğrendiğim ve benim için sonradan büyük bir zevk haline gelip tekdüze derse gelip gittiğim 14 yaşım…
Hayatı derinden sorgulatan Fizikli, Kimyalı, Biyolojili yıllarımın en yoğun geçmeye başladığı geçtiği 15 yaşım.
Planlı programlı olmayı en çok öğrendiğim 16 yaşım.
Stresli olmaya hazırlık evresi olarak geçirdiğim, yüzümün sivilcelerle dolup taştığı ve kendimi hiç sevemediğim o stresli 17 yaşım.
Ders çalışmaktan uykusuzluğun ne demek olduğunu iyice öğrendiğim, ilk kez teyze olduğum ve hiçbir zaman diğer arkadaşlarım gibi bir türlü deli olamadığım(pişmanım) 18 yaşım J
Baba evinden ilk ayrılışım, yanımda bir bavulla arkamdan sevdiklerimin el sallayarak beni ilk kez çok uzaklara gönderdiği, hayatta çıkar çatışmasını, menfaatsizliğini, tek başına yaşamanın zorluğunu, güvensizliği, bunun yanı sırada en güzel dostluğu öğrenip tek başıma ayakta durmaya ilk kez başladığım 19 yaşım.
 Mesleğimi sevmeye, öğrenmeye, emek etmeye başladığım 20 yaşım.
 Bir ev geçindirmenin zorluğunu, çaydanlığa kaç kaşık çay atmam gerektiğini, markette ucuz deterjan reyonu önünde saatlerce dikilmenin ne demek olduğunu ve farklı kültürlerde yetişmiş iki arkadaşımla aynı evi paylaşmayı öğrendiğim 21 yaşım.
Şiirle, tiyatro ile daha yakından ilgilendiğim, dilediğimce gezip eğlendiğim, birçok organizasyonu te başıma yönetmeye başladığım ve hayatımda en çok yolculuk yapmaya başladığım 22 yaşım.
Gerçek hayata ilk adımımı attığım ve bir meslekle onurlandırıldığım, yıllarca hayalini kurup cübbe giyip ailemi onurlandırdığım 23 yaşım.
 Kariyerime yön verip bir yeni bir yola saptığım, yıllarca hayalini kurduğum 15 tane ülkeyi bir adet sırt çantası ile haftalarca doyasıya gezdiğim, masalsı ülkelerde binlerce fotoğrafı makineme sığdırdığım, günlerce sokakta uyumanın zevkini doyasıya yaşadığım özgürlüğü iliklerime kadar hissettiğim o eşsiz 24 yaşım.
 Hayatta güzel insanlar tanıyıp, birçok noktada hayatıma değişiklikler yaptığım, ilk kez hala, ikinci kez teyze olduğum ve bu mutluluğu tatmanın ne denli güzel bir şey olduğunu öğrendiğim, öğretmenin sonsuz bir zevk olduğunu ve yüzlerce gencin hayatının bir noktasına da olsa dokunmanın bu hayatta yaşanabilecek en güzel duygu olduğunu hissettiğim 25 yaşım.
Tek başına bir evde yaşamanın sorumluluğunu fazlasıyla yaşadığım, kapıyı defalarca kitlemeden uyumanın imkansız olduğunu gördüğüm, akşamları sokakta yürürken en çok zorlandığım, en çok kurabiye yapıp, en çok şiir okuduğum, en çok öykü okuyup en çok hikaye yazdığım, unutulmaz dostluklara imza atarken bazı sevdiklerimi hayatımdan çıkardığım, en büyük pişmanlığı tattığım, ailesiz bir hayatın kocaman bir hiç olduğunu öğrendiğim, hastane kapısında günlerce sevdiklerini beklemenin bu dünyada yaşanabilecek en büyük zorluklardan biri olduğunu öğrendiğim, sağlık konusunda en çok sınandığım, gökyüzünü en çok seyredip, en çok güneşin doğuşunu izleyebildiğim, ve her zaman olduğu gibi eşsiz seyahatlerle yine  çok gezdiğim geçmiş 26 yaşım.
Bilim uğruna birşeyler yapma niyetinde yeni ve zorlu bir yola adım attığım, kariyerimin en zor sınavlarından birini atlatıp, aylarca çektiğim stres yüzünden bir türlü hastalıktan başımın kurtulmadığı, yine de sonu güzel biten bol şiirli, bol kitaplı, bol yolculuklu,  şükürle andığım 27 yaşım…
Ve 18 Ağustos 2017. Geride bıraktığım 27 yıllık filmi, fragman olarak hayalimde tasvir edip izlediğim 28 yaşım… Annemin ve babamın emeğiyle, beni var edene karşı sonsuz şükürde olduğum bugünüm. Daha çok umut ettiğim, daha şükrettiğim, 28 yıl önce yine bir Cuma gününe rastlayan gün olan doğumgünüm…
Her yıl olduğu gibi şu dizeleri yazıyorum yine günlüğüme...
Hayallerinde dışına çıkan hayallerim var. Yorulacağımı bile bile gitmeyi istediğim upuzun yollar, aşmak istediğim denizler, hatta okyanuslar ötesine uzanacak kadar uzun yollar.
Tatmak istediğim yüzlerce tat, gülümsemek istediğim binlerce yüz, gözümü açmak istediğim onlarca şehir.
 Adını bilmediğim insanlarla, dilini bilmediğim şehirlerde kaybolmak istiyorum.
 Resim yapmak istiyorum tamda o anlarda. 
Tebessüm dolu yüzleri fotoğraflamak istiyor canım. 
Şarkı söylemek istiyorum, yabancı ses tonlarına karışarak, kim ne der diye düşünmeden. 
Okumak istiyorum, farklı dillerde yazılmış kitapları en derinden. 
Yazmak istiyorum tüm yaşanılanları, bitmeyen kalemlerle. 
Yarım kalan hikayelerim bitsin istiyorum, güzel sonlarla. Kafamdan çıkarıp atmak istiyorum, gereksiz düşünceleri.
 Çıkarmak istiyorum hayatımdan, hayallerime müdahale edenleri. 
Susturmak istiyorum, benden çok beni konuşan bedenleri.
 Günler, haftalar, yıllar saymak istiyorum, dolu dolu geçen. Yavaş geçsin istiyorum zaman, ellerimden kayıp gitmeden. 
Düşünmek istiyorum, varlığımı, beni var edeni, neden var ettiğini. 
Boya kalemlerin hiç bitmesin istiyorum, renklerine karışıp gittiğim. 
Ağlamak istiyorum çokça, sadece mutluluktan. 
Sevsin istiyorum insanlar, kin ve nefret barındırmadan.
 Bir dünya hayal ediyorum, insanların birbirine sadece sevgi ve aşk ile baktığı.
Eksik yanlarım tamamlansın istiyorum, bütün olmanın hayalini kurarak. 
Dostlar biriktirmek istiyorum, muhabbetle, sevgiyle. Ve dilimde sonsuz şükürle sonsuza var olmak istiyorum, her anımla, tüm yaşadıklarımla…
Ve tüm bunlar için sadece ‘ZAMAN’ istiyorum, tüm benliğimle ve tüm farkındağımla…
Günümü özel kılan ve varlığıyla hayatıma anlam katan güzel insanlar iyi ki varsınız. Varlığım sizlerle daha anlamlı.
18.08.2017/ 19:09
Kendime Notlar /Süreyya 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

33 YAŞIMA...

8 MART NE DEĞİLDİR?

VELADET