N A S İ P
Yıllar önce tesadüfen denk geldiğim ve son zamanlarda bir
çok insan tarafından sosyal medyada çok sık kullanılan bir cümle haline geldi ‘’her
nasip vaktine esir’’…
Kusursuz işleyen bu düzende işler bazen bizim mantığımızın
almadığı şekilde ilerliyor, belki de öyle olması gerekiyor. O an için her ne
kadar bizi tatmin etmesede yaşanılan durum, gün geliyor memnuniyet duyulmayan
durum yerini sonsuz şükre bırakıyor. Dünyaların sanki başınıza yıkıldığı gün,
belki de sizin için tecrübe etmeniz gereken en hayırlı günlerden biri olup
çıkıyor. İşte tüm bu kusursuzluk içinde, aklımızın yetmediği konulara duyulan
yersiz üzüntü ve endişeler sonucu kıymetini bilemediğimiz bir günü daha
ömrümüze katıyoruz.
Geçmiş pişmanlıklar, gelecek kaygısı, yersiz bir dünya
endişe içinde bulunduğumuz anın kıymetini alıp götürüyor. Oysa kısa bir süre sonrasının garantisinin
olmadığını bilme konusunda hepimiz uzman olduk nerdeyse. Pratiğe geldiğimizde
bu düşünce neden gerçekleşemiyor? Herhangi olumsuz bir olayda neden hemen
herşeyin sonu gelmiş gibi davranıyoruz? Neden herşey sadece olmayan isteğimizden
ibaretmiş gibi geliyor? Onca endişeyi neden yaşıyor, neden gereksiz yere
üzülüyoruz?
Vakti geldiğinde taşlar bir bir oturuyor hayatımızda yerine.
Ne bir eksik, ne bir fazla. Hani güzel bir söz var ya…’Nasibinde varsa alırsın
karıncadan bile ders, nasibinde yoksa bütün cihan önünde eğilse sana ters!’.
Öyle güzel ki nasip kelimesi… Olacak olan her ne ise ne olacağından eminsin, ne
de olmayacağı konusunda ümitsizsin. Ama her ne olursa olsun senin adına en
iyisine bilene teslimsin. Biz ne kadar hesap yaparsak yapalım, hesapta olanı
değil, nasipte olanı geliyor başımıza. Hep büyüklerimizin dediği gibi;’Nasipse
gelirmiş Çin’den Yemen’den, nasip değilse ne gelir elden’. Boş yere dememişler ‘İstediğin
bir şey olursa bir hayır, olmazsa bin hayır ara’’ diye. Olmayan şeylerin
hayrını o an görmesek bile, gün geliyor sonsuz şükrederek duaya döküyoruz
düşüncelerimizi.
Bizim için kurulmuş bir saat var ve durup bazen dikkatlice
izlediğimizde, geçmiş saatlerin hayreti içerisine düşüyoruz. Farkında olmadan,
fütursuzca geçen kıymetli zamanlar…Atılan her adımda yaptığımız işin kıymetini
bilerek, güçlü manalar kazanacağı işlerin nasibine ulaşalım inşallah tüm
insanlık olarak. İşimize sabrımızı katık edip, yolumuza öyle bakalım.
İnsanlık olarak zor zamanlardan geçtiğimiz doğru. Geri
dönüşü olmayan şeyler yaşandı son zamanlarda bazı yüreklerde. Kimi kalpler çok
kırgın, kiminin yaraları sarıldı, yavaş yavaş iyileşiyor belkide..Tebessüm eden
yüzlerin arkasında ağlayan yüzleri gizlemesini bir kez daha iyi öğrendik. Çok
ağladık, gözyaşları sel oldu. Korktuk,kalplerimiz titredi. Hissetmediğimiz kadar
tedirgin yaşadık. Sabretmeyi öğrendik, sustuk, nasiple kader arasındaki o ince
çizgide yürümeye devam ettik.
Ve her ne olursa olsun kalplerimiz ısındı tamda şu ayetle. ‘Allah
sabredenlerle beraberdir’.
Sabrettiğiniz her ne ise vakti geldiğinde nasibiniz olsun
inşallah. Allah şükrümüzü de, sabrımızıda artırsın. ‘Bir şey olacağı yok’
demeden beklemek en güzeli. Ve tüm bu düşüncelerin üzerini gece gibi örten, söyleyecek
söz kalmadığında dudaklardan dökülen sır gibi bir kelime ‘’HAYIRLISI’’.
Ve son olarak, Mevlana’nın kalpleri rahatlatan sözü de bu
yazının hayrı olsun. ‘’İstediğin olmuyor diye üzülme… Ya daha iyisi olur, yada
HAYIRLISI budur’’.
Kimse bizi duymasa da, bilmese de Allah bizi işitiyor ve
biliyor. ‘HAYIRLISI’ demek teslimiyetin en güzel adı. Allah nasip etmeyeceği hiçbirşeyi hayal
ettirmezmiş. Her kimse sabrını şükrüne katan, hayrını yaşayacağı günlere
ulaşsın.
Hayır dolu günlere…
Süreyya KOCATEPE

Yorumlar
Yorum Gönder