KÖR GÖZLER
KÖR GÖZLER…
Hayatımızı devam ettirirken,sıradan gelen bazı şeylerin, değerini anlamamız için yaşadığımız zorlu dakikalar sonucunda büyük bir şüküre dönüşmesi için olağanüstü şeyler yaşamamıza gerek olmasa keşke…
Son günlerde şahit olduğum ve fazlasıyla ders çıkardığım olaylardan birisiydi soğuk hava. Geçen ay, 4 gün yanmayan kalorifer sonucunda ısınma sistemiyle ilgilenen insanlara bir ton söylediğim sözler, önce internette mülteci bir babanın sulardan yavrularını kurtarmak için kanatlarının altında iki çocuğunu nasıl kavradığına şahit olduğumda yüzüme tokat gibi çarptı. Daha sonra Kayseri’de bir otobüs durağında çok soğuk gecelerden birini bir naylon poşet üzerinde geçiren bir adamın haberi yokken çekilen bir fotoğrafını görmemle beni iyice kendimden utandıran bir fotoğraf o haftaki ikinci dersim oldu, utanayımda söylediğim sözlerden kendime geleyim diye. Daha sonra bir internet sitesinde geçimini elindekini en büyük zenginliği sayacak kadar değerli olan kağıt topladığı bir arabayı ordan oraya savurarak bu soğukta geçimini sağlayan bir vatandaşın ‘ben böyle mutluyum’ demesiyle son darbeyi yaşattı. Ki o gün, bu vatandaşın yıllarca hiç kutlamadığı doğumgünüydü.
Yine bugün…Öğle vakti bir iş için yaklaşık bir saatliğine dışarı çıktığımda ciddi anlamda soğuktan ağlayacak dereye gelmemi sağlayan soğuk bir hava vardı. Üstüm,başım fazlasıyla soğuğa korumalı biçimde beni muhafaza etmeye yetecek türdendi. Sadece 10 dakika bineceğim aracı beklerken hissettiğim soğuk hava o an için ciddi anlamda zor anlar yaşattı. Sonra durdum dedim ki;
Ben hiç sokakta yatmadım. Evimden,vatanımdan baskılar sonucu ayrılmadım. Başka milletlerin topraklarında kendimi vatansız,yersiz yurtsuz hissetmedim. İnsanların hor bakışları altında ezilmedim. Annem, babam benim canıma zarar gelmesin diye kendi canlarınıda ortaya koyarak zor şartlar altında beni vatanımdan kaçırmadı. Başka insanların acıyarak verdikleri yardım sonucu hayatımı devam ettirmeye çalışmadım. Hiç otobüs durağında sabahlamadım. Sırf birkaç derece soğuk oldu diye binbir laf ettiğim evimi terk etmek zorunda kalmadım.
Ve şimdi…Lüks içinde kendimize dar ettiğimiz, şikayet üstüne şikayetler yağdırdığımız bu hayatımız varya…Kıyıya vuran dalgaların ölü cesetini savurduğu bir çocuğun canından daha mı değerli? Yada bir durağı kendine ev yapan, bizim bilmem ne tüyünden sahip olduğumuz yastıkların yerine kuru betonu kendine yastık eden vatandaşın canından…Yada masa başında çaylarla,kahvelerle mesaiyi bitirdiğimiz ve gün sonunda ‘ bugün yine çok yorulduk’ sözüyle sahip olduğumuz işimize her gün tonlarca laf ederken, o gün ki çorba parasını topladığı kağıtlardan çıkaran abimizin canından daha mı kıymetli?
Ve ….Topladığı kağıtlardan midesine girecek bir kap sıcak çorbaya şükreden vatandaşın sarfettiği şu sözler varya; Benim için 2015’de 2016’da aynı, ama bizim gibi yaşamayanlar huzurlu ve mutlu günler geçirir inşallah, ben çuvalımı doldurursam bugün benim doğum günüm’’ dediği sözleri. Bizim memnun olmadığımız 2015, yine memnun olmadan uğurlayacağımız bir 2016 yılına mı bıraktı kendini?
Ve biz…Evet, o abiden farklı olan biz..Onun deyimiyle ‘’ benim gibi yaşamayan’’ bizler… Daha huzurlu olalım. O, yaşadığı hayata şükrederken biz halimizden şikayet etmeye devam edelim, olur mu? Sokaklarda para ile sattıkları şeylerden helal para kazanmaya çalışan, vatanından binbir korku ile kaçıp ülkemize sığınan insanlara yine hor gözlerle bakalım.
Diyeceğim şu ki; önce vata topraklarında, sonra sıcak evlerimizde içtiğimiz bir yudum sıcak çayın kıymeti olsun, olur mu? Bir avuç topraktan yaratılan ve bir avuç toprağa sığınacak olan bizler, hırsın kurbanı olmadık mı? Şimdi kıymetini bilmediğin bir avuç toprak varya, gün gelecek kimselerin tahmin dahi edemeyeceği bir şekilde yaşayacağın ölümün sonrasında belki sana nasip dahi olmayacak.
Senin olmayan, yine senin değil. Var olanın kıymetini bildiğimiz günlere…Hakikate ulaşmak niyetiyle, gecenin hayrına…
Süreyya

Yorumlar
Yorum Gönder