'VE ZAMAN'

'İçinde bulunduğun anın kıymetini bil!'
Geçen geçmişe çok yandığımız, daha gelmeyen gelecek için kaygılanmadan duramadığımız, yaşadığımız anı tamda hissettiğimiz gibi yaşayamadığımız bir günden daha merhaba herkese.
Çizginin ortasında, belki de bitişe çok yaklaşmışken, her saniyesinin kıymetli olduğunu sürekli kendimize hatırlatıp durduğumuz fakat hep hatırda kalan bir günü daha uğurlamaya yaklaştığımız bu vakitlerde, henüz batan güneşin kararttığı bir gecede, doğacak güneşi görmeden henüz, kendimizi sorguya aldığımız gecenin derinindeyiz yine…
‘Ah bizim bu evhamlarımız’  dediğimiz ve kendimize kızdığımız bir gece yine bu gece, tıpkı diğer geceler gibi. Bu cümleyi kurarken bile geriye getiremediğimiz en az beş saniyenin daha acısı içimize oturdu gibi.
Çok tanıdık bu haller… Her gün yaşadığımız, değiştirmek için çok çaba sarf ettiğimiz, kimimizin başarıya ulaşmak arzusuyla gayret gösterdiği, kiminin daha hemen yolun başında iken pes ettiği, kiminin pişmanlıkları yüzünden bir adım ileriye gidemediği, kiminin de büründüğü kaygılar yüzünden önünü görmeye fırsat bulamadığı haller aslında.
‘An’. İçinde bulunduğumuz işte şu an…En kıymetli, asla satın alamayacağımız, asla kıyaslanabilecek ölçüsü olmayan ve geriye getiremediğimiz tek olgu. En iyi değerlendirilmeyi hak eden, en çok sevilmesi gereken, en çok ilgi göstermemiz gereken hayatımızdan bir dakika daha geri de kaldı şimdi bu cümleyi okurken… Tik takların sesi daha baskın şimdi. Sorguluyor insan. İbre sürekli ileri doğru akıyor. Dikkatle bakınca daha bir fark ediyor. Evet gitti, bir dakika daha gitti ömrümüzden.
Kaçımız üzüldü ömründen birkaç dakika daha gitti diye? Kaçımız o giden dakika da yine geçmişe pişmanlık yaşadı? Kimimiz yine gelecek kaygısından kendini alamadı? Ve kaçımız farkına vararak yaşadığı o birkaç dakikadan kendine kattıklarını sorguladı?
Belki şükretmeden bir gün daha geride kaldı.
Belki de sevdiklerimizi işlerimiz yüzünden ihmal ettiğimiz bir gün daha…
Kendimize vakit ayıramadığımız, nasıl geçtiğini anlamadığımız bir gün dü belki.
Belki de yaşayacak çok şey varken, elimizle ittiğimiz kısmetlerle dolu bir gün oldu kimimiz için.
Kimimizin ölüm acısıyla içinin yandığı, kiminin doğum sevinciyle neşesine neşe kattığı gün oldu belkide.
Kiminin hayatına yeni insanlar kattığı, kiminin hayatından çıkana el salladığı bir gün oldu belki.
Belki yeni fikirlerin dolup taştığı, belki de daha dün gece alınan fikirlerin ilk günden pes edildiği bir gün…
Son kez ‘ seni seviyorum’ diyemediğimiz yakınlarımızı kaybettiğimiz bir gün oldu belki de.
Belki de telafisinin olmadığını bildiğimizden sevgimizi sonuna kadar yaşadığımız, hayatımızın son günüymüş gibi düşündüğümüz bir gün oldu.
Çok şey oldu yine hayatımızda bugün. Olmasını beklediğimiz, olmasını istemediklerimizle dolu, ya da hesapta olmayan şeylerin baş gösterdiği bir gün…
Bize sunulan en kıymetli gündü bugün. Belki yarını olmayacak bir gündü.
‘En kıymetli an içinde bulunduğun şu an’. İçinden geleni yap, yap ki, pişmanlıklarını taşıdığın umut dolu bir geleceği kendi ellerinde kirletme.
İşte bu sebeple ‘Yaşadığımız en kıymetli gün, bugün' dü. Sahi sen bugün kendin için ne yaptın?
Kıymet dolu yarınlara, hayır dolu bir geleceğe… Emek emek, ama farkına vararak.
Kıymet görmesi gereken en değerli şeyin zaman olduğunu hatırlatarak kendimize, gecenin hayrına…
Süreyya KOCATEPE




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

33 YAŞIMA...

8 MART NE DEĞİLDİR?

VELADET