SURETSİZ İMZA

SURETSİZ İMZA
Kafasında cevaplayamadığı sorular saklandığı yerden  çıkıp, yine beynini kemirmeye başlamıştı. Sevemiyordu bu halini. Atmak istese de bir türlü kurtulamadığı düşüncelerle kurduğu bu samimiyete anlam veremiyordu bir türlü. Kafası dağılsın diye , aynı zamanda da almak istediği bir kaç kitabı da aradan çıkarmak için ağır adımlarla çıktı evden. Dönemeçli olan bu dış merdivenden inerken her seferinden zorlanırdı. Takılıp düşmekten korkardı hep.
Sessizdi mahalle o gün. Kestirmeden olsun diye, yolun karşısına geçerek''Zincirli Sokak'' a girdi. Yıllardır esnaflık yapan Halil amcanın dükkanının önünden geçerken selam verdi. Bu sefer çayını içeçek zaman yoktu. O yüzden hızlıca selamını verip yürümeye devam etti. Halil amca altmışüç yaşında tonton, tebessüm ettiği zaman dökülen dişlerinden utanarak saklamak istercesine ağzını mümkün olduğu kadar kapatarak gülmeye çalışan bir ihtiyardı.Yıllar yılı mahallenin çocuklarına elma şekeri ve pamuk şekeri yapıp satmıştı. Kimi zaman gönlünden vermiş, parası olmayan hiçbir çocuğa yok dememiş,çocukların gönlünü kazanmış bir ihtiyardı. İlerleyen yaşına rağmen her sabah vaktinde evden çıkar,sabah namazını kaçırmazdı. Ömer'i de pek severdi. Nede olsa elinde büyümüştü. 
Sokağın çıkışında adımlarını hızlandıran Ömer sahafın olduğu bir diğer sokağa saptı. Sanki acele etmesinde bir neden vardı o  gün. Adımları onun izni olmadan atılıyor gibiydi. Koşar gibi yürüyordu. Bir an yüreği sıkışır gibi oldu,duraksadı. Sakinleşince yürümeye devam etti. Anlam veremediği içindeki heyecanı bastırmak için derin derin nefes aldı. Sahafın önüne gelince gözleri dükkanın vitrinine takıldı. Vitrindeki antika bir tahta araba dikkatini çekmişti. Dekor olsun diye yeni konulan oyuncaklardan biriydi. Kısa bir tebessüm dolu gözlerle baktı,sonra yavaşça içeri girdi,selam verdi.
Sahaf 1970 'ler de Türkiye'ye göç eden bir Ermeni asıllı bir adamdı. İsmi Andon'du. Ermenice'de ''eşsiz'' anlamına geliyordu. Ömer uzun yıllar buraya gelip giderdi. Hukuk Fakültesini kazandığından beri de geliş gidişi sıklaşmıştı. Sadece kitaplar için değil, sahaf Andon'un hoş sohbeti de oldukça güç verirdi ona. Andon yaşanmış hikayeler anlatır,hayata dair çok öğütler anlatan bir adamdı. Ömer hayatındaki bir çok şeyi Andon'un anlattıkları sayesinde olumlu anlamda değiştirmişti.
Utangaç bir çocuktu Ömer. Küçüklüğünden gelen bu durum fakülteyi kazanınca biraz da olsa azalmıştı. Artık daha çok insanla sohbet ediyor, kendini daha iyi ifade edebiliyordu. Henüz ikinci sınıftaydı Ömer. Borçlar Hukuku dersinin vize sınavı için hocasının almalarını tavsiye ettiği kitabı orada daha ucuz fiyata bulabilir ümidiyle gelmişti. Yoksul bir çocuktu. Etrafındaki hayırsever insanların yardımlarıyla okumuş,bugüne kadar gelmişti.
Andon'un ona ısmarladığı çay ile kısa bir sohbet gerçekleştirmişlerdi. Derslerin yoğunluğu nedeniyle uzun süredir uğrayamayınca sohbet uzayıp gitmişti. Çayından son yudumu da aldıktan sonra aradığı kitabı bulabilmek için ahşap tabureyi geriye itip ayağa kalktı. Dükkanın sol köşesinde ders kitapları olurdu hep. İkinci rafta hukuk kitaplarının olduğu bölüme doğru elini götürdü.
Sonra aniden kapıdan içeri giren bir ses duydu. Bambaşka alemlerden di sanki. Hem çok tanıdık,hem de bir o kadar uzaktı. Masalların içinden çıkıp gelmişti sanki o ton. Kafasını çevirdiği anda gördüğü suret karşısında bürüneceği halinden korktuğu için başını bir türlü çeviremiyor, raftan öylesine aldığı bir kitabın sayfalarında parmaklarını hızlıca götürüp getiriyordu.
Andon'la sohbet eden bu sesin sahibi kimdi acaba? Öyle büyülü geliyordu ki, büyü bozulur korkusu ile eğdiği kafasını çıkarmamaya kararlıydı. Aradığı şiir kitabını Andon'a soran, fakat o an dükkanda mevcut olmadığını öğrenen o büyülü sesin sahibi Andon' un not defterine kitabın ismini kaydetmesi ile teşekkür ederek dükkandan ayrıldı.
Derin derin nefes aldı Ömer. Suratı kıpkırmızı olmuştu. Ne olmuştu sahi ona? Sesin tonundaki o büyümüy
dü onu bu hale getiren. Andon Ömer'i o halde görünce şaşırdı. Suratındaki inanılmaz tuhaflığın nedenini merak etti. ''Ne oldu?'' diye sordu. ''Hiç,hiç birşey'' diye geçiştirdi Ömer.
Bir kaç rafa daha göz gezdirdikten sonra aradığı kitabı bulan Ömer,kitap borcunu deftere yazmasını söyledi Andon'a. Kafası karışmıştı,tuhaf duygulara bürünen bedenine sahip çıkarak evin yolunu tuttu. Eve geldiğinde yemeği hazırdı. Hızlı hızlı yemeğini yedikten sonra annesinden müsade alarak odasına doğru yöneldi. Annesi anlam verememişti bir türlü o haline. Evet, Ömer suskun bir çocuktu ancak evin içinde oldukça neşeliydi. O gün bir haller olduğunu sezmişti annesi. Ahşap merdivenleri bir bir çıkarak kapı tokmağını çekti ve içeri girdi. Bir kaç gün sonra sınavlarının başlayacağını hatırlayarak kendine gelmeye çalıştı. Dinlenmek için biraz yatağına uzandı. Sonra kitaplarını alarak pencere önünde duran masasına doğru yürüdü. Pencereyi araladı. Zümrüt yeşili camı olan masa ışığını yaktı. Arada top oynayan çocukları izlediğinden pencere önünde ders çalışmayı severdi. Andon'un dükkanından satın aldığı kitabı aldı önüne. Kitabın kapağını kaldırdı. Her ne zaman sahaftan kitap alsa,ön kapakta isim var mı yok mu diye merak ederdi. Önceden kime ait olduğunu bilmek isterdi. Çok ilginç şeylerle karşılaşırdı zaman zaman. Hele kitapların geçmişi oldukça eskiyse. Bazen siyah beyaz vesikalık bir fotoğraf,bazen küçük bir kağıda yazılmış bir kaç sözcün,kimi zamanda altılı çizili cümleler dikkatini çekerdi. Özellikle aldığı şiir kitaplarına çok dikkat ederdi Ömer. Duygu yüklü altı çizili cümleleri defalarca okurdu,okuyanın hissine ortak olmak için.
Aldığı kitap Bahar isimli bir kıza aitti. İsmin hemen altında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi yazıyordu. Birde tarih vardı. Geçen yıla ait bir tarihti bu. Ömer'in üniversiteye girdiği yıla aitti. Yani bu kitabın sahibi kendi fakültesinde üst dönem öğrencilerinden birine aitti. Özenle yazılmış notlar vardı sayfa kenarlarında. İnci gibi olan bu yazıya hayran kalmamak elde değildi. Belli ki çalışkan bir kızdı bu Bahar. Sınava iyi hazırlık yapmak adına iki gün boyunca hiç evden çıkmadı Ömer. Bunca sınav yüküne rağmen tuhaf hissiyatı gitmemişti. O gizemli sesi bir türlü atamamıştı zihninden. Kafasını çevirip bakmadığı için öylesine pişmandı ki. Ama çevirdiği anda içinde bulunduğu masalın büyüsü bozulacaktı sanki. Oysa yüzünü bile görmediği bir sesten niçin bu kadar etkilenmişti ki?
Yoğun iki günlük çalışmanın ardından sınav haftası başlamıştı artık. İlk sınavının olduğu gün erkenden uyandı. Biraz endişeliydi. Acele bir kahvaltının ardından hızlı adımlarla evden çıktı. Evleri ile fakülte arası mesafe çok uzak değildi. Sınav saatine daha vardı. Hem biraz nefes almak için hemde kafası dağılsın diye fakülteye yürüyerek gitmeye karar verdi.
Sınav haftalarını hiç sevmezdi. Fakültede ki o kalabalıklık onu çok rahatsız ederdi. Sanki sınav olmasa insanlar okula hiç uğramayacaktı.
Elinde bir yığın kağıtla gelen asistan sınav salonunun kapısını açtı. Teker teker  herkes yerini aldıktan sonra sınav başladı. O kitap çok işine yaramıştı. Kitap boşluklarına alınan notlar sanki o gün ki sınav sorularının cevabı gibiydi. İki saatlik sınavın ardından kendini oldukça rahatlamış hisseden Ömer ertesi haftanın vize tatili olduğunu bildiği için boş geçirmemek adına bir kaç roman almak için sahaf Andon'un dükkanının yolunu tuttu. Sınavının iyi olduğunu öğrenen Andon Ömer' e yine güzel bir çay söylemişti. Birlikte çaylarını yudumlarken aynı zamanda sohbet ettiler. Ömer artık tanımlayamadığı ruh halinden bir parça da olsa kurtulmak adına merakını gidermek için Andon' un gözlerinin içine baktı. Lafı dolaştırmadan direk sordu. '' O gün buraya gelen kız, hani ... adlı şair ait olan şiir kitabını sormuştu. Kitabı almaya geldi mi?''. Andon şaşkın bir tebessüm ile '' Dün akşamüstü gelip aldı kitabı'' dedi. Yüzündeki  tebessüm Ömer'i utandırmıştı. Sonra ''Ah gençlik'' dedi Andon içinden. Ömer bu sohbetin ardı sıra vize tatilinde okumak için istediği kitapları alarak oradan ayrıldı. Demek dün akşam üstü uğramıştı oraya. Hem de en sevdiği şairin kitabını alarak. Keşke tekrardan karşılabilselerdi. Bu defa kaçırdığı gözlerini, gözlerine kilitlemeye yeminliydi.
Vize  sonrası bir haftalık tatil Ömer'e hiç de iyi gelmedi. Bir ses,belirsiz bir ses. Onu bu denli düşünmeye iten bu sesin sahibine duyduğu merak tüm hücrelerini ele geçirmişti sanki. Tüm bedeni o sese kitlenmiş gibiydi. ''Bir gün belki...'' deyip kitaplarını okumaya devam etti.
Tatil bitince okula döndüğü ertesi hafta sınav sonuçlarının açıklandığı öğrenmesiyle kendisini koridorun sonunda bulunan siyah panoların önünde buldu. İçinden''iyi almış olsam bari'' diye geçirdi. Panoya yaklaştı. Tüm sınıfların notları o koridorda yan yana asılı duran siyah panolara asılırdı hep. Bu nedenle sınavların ertesi haftası bu koridor hiç boş kalmazdı. O gün de oldukça kalabalıktı. Notunu öğrenen sırayla bir diğerinin bakmasına izin veriyor ve panonun önünden ayrılıyordu. Önündeki çocuğun düşük aldığı her halinden belliydi. Onun çekilmesi ile panoya  daha da yaklaştı. Parmakları ile listede hızlıca Ö harfini geldi. Sonra ismini buldu,parmağını endişe ile yana doğru kaydırdı. Notunu öğrenince sevinçten ne yapacağını bilemedi. Ve bir an yine o sesi duydu. Bu sefer hiç ummadığı kadar yakındı. Hemen hemen kulağının dibinden geliyordu o ses. Ateş bastı bir an bedenini, eli ayağına dolandı. Nasıl olurdu? Günlerdir beyninde yankılanan sesin sahibi tam da arkasındaydı. Bir nefes kadar uzağındaydı. Konuştukça kızın nefesini hissedebiliyordu. Demek o sesin sahibi bu fakültedeydi. Nasıl olabilirdi bu? Onca zaman tüm bedenini esaret alan bu sesin sahibine bu kadar yakınken,bunca zaman nasıl karşılaşmamış olabilirlerdi ki? Bu sefer bakacaktı,korkmayacaktı diğer seferde olduğu  gibi. Yaşadığı pişmanlığı diriltmemek adına çevirecekti yüzünü kızın yüzüne.

Ve o ses'' İşte Bahar Ataman ve 87. Evet, evet işte bu çok iyi'' diye sevinçle çığlık atıyordu. Bu isim karşısında şaşkınlığı kat kat daha arttı. Bu isim günlerdir çalıştığı sahaf Andon' dan aldığı ders kitabının asıl sahibiydi. İsim tutuyor,fakülte tutuyor, zihninde herşey bir bir bilinmeyenlerle eşleşiyordu. Yan taraftaki liste fakültenin üçüncü sınıflarına ait bir sınavın sonuç listesiydi. Demek ki o kitabın sahibi bu gizemli sesin sahibiydi.  Yanı başındaydı işte. O an zaman dursun istedi adeta. Bunca tesadüf o günü mü bulmuştu. Bir daha geri gelmeyecek o anı öyle duygulu yaşadı ki ,başını yavaş yavaş sola doğru çevirip,bedenini  geriye döndürürken bile hiç hissetmediği duyguları hissetti. Bedeninden birşeyler çekiliyor gibi acılıydı hissettikleri. Bedeninden kopup gidenlere sahip çıkamayacak kadar acizdi. Ve gözler... O gizemli sesin sahibine ait gözler.. Değince birbirine,yeryüzünde bilinmeyen ne kadar sır varsa açığa çıktı sanki. Ezelden tanışan iki ruhun birbiri le kucaklaşmasıydı o vakit. Ruhundan koparıp attığı bir parçaydı sanki o gözler. İçinde henüz kopmamış nice çığlıklardan birini salıvermek istercesine kımıldattı dudaklarını. Yegane bir ses tonuyla ''hangi alemdensin?'' dedi. Bilinmeyen zamanlara ait bilinmeyen iki ruhun buluşmasıydı o an.

Süreyya KOCATEPE
Mayıs 2014

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

33 YAŞIMA...

8 MART NE DEĞİLDİR?

VELADET