MADALYONUN DİĞER YÜZÜ


Nefes nefese çıktı ahşap merdivenleri. Tırmanmakta zorlandığı merdivenler aşılması güç bir engel oldu sanki o gün ona. Tüm gücüyle son basamağı da çıktıktan sonra ince detaylarla işlenmiş ahşap kapının kolunu tuttu ve var gücüyle kendini odaya attı. Hıçkırıklarında boğulacaktı sanki. Zaman durmuştu adeta onun için. Destek bulmuş gibi adeta, bedeni bir süre kapıya dayalı kaldı. Gücü kalmamıştı artık, yavaş yavaş yere çöktü,soğuktu. biraz da olsa dinmişti hıçkırıkları. Sessiz sessiz ağlamayı sürdürürken gözleri beyaz kireçle boyanmış tavana kaydı. Gökyüzü yapmıştı orayı geçen yıl, fosforlu yıldızlar ve ay ile donatmıştı odasının tavanını. Her gece başını koyduğunda yastığa, önce evrende bir geziye çıkıyor, ayın ve yıldızların o muhteşem güzelliğini izliyor,sonra göz kırpan bir yıldızın ardından uykuya dalıyordu. O gün diğer günlerden farklıydı oysaki. Tavanında kendi yarattığı mucizevi gökyüzü kararmıştı oysaki. Ne ihtişamlı ışığıyla ay, ne de göz kırpan bir yıldız vardı. Durdu bir an,pencereye doğru ağır adımlarla yürüdü. Perdeyi araladı, korkarak gökyüzüne baktı. O gece gökyüzü çok karanlıktı. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurla sokaklar ıslak, arada şimşeklerin çakarak aydınlattığı karanlık bir sokağı görüyordu odası. Oysa her gece yatmadan önce bu camdan sokağı izler, gelen geçen insanları kısa bir süre inceler öyle yatardı. Sanki birini bekler gibi, her hece yapardı bunu. O gece sokakta boştu,kimsecikler yoktu. Adeta ıssızlığa bürünmek ister gibi gece, sokaklarında ne insanları barındırıyordu nede gökyüzünden yıldızları...
Nefes alamadığını hisseder gibi oldu, üstünü sıkı sıkı giydikten sonra tekrar sokağa çıktı. Ufak adımlarla yürüyordu. Yağmurun ıslattığı sokakta attığı her adımda adeta ruhu yıkanıp,arınıyor gibiydi. İyi gelmişti yağmur sonrası bu yürüyüş ona. İçine çekti toprak kokusunu ve ilerlemeye devam etti..Morali ne zaman bozuk olsa gittiği parka doğru yöneltti adımları onu. Köşede her zaman oturduğu bankın üzerine yağmurun geride bıraktığı ıslaklığa aldırış etmeden oturdu. Derin derin içine çekti havayı,biraz daha sakinleşmişti. Bugün yaşadığı kötü olayı  aklına getirmek istemesede düşünmeden edemedi. Çok etkilendiği her halinden belliydi. Oysa çok büyük ders çıkarmıştı olanlardan. Her zamanki gibi  okul çıkışı arkadaşlarından ayrıldıktan sonra kaldırımın sağ tarafından yürüyerek eve geliyordu. Bir süre yürüdükten sonra karşı kaldırıma geçecekken kaldırımın kenarinda gözleri görmeyen  dilenci kadın dikkatini çekti. Para kazanmak için dilenen o kadın neden bu kadar dikkatini çekmiştiki ? Her gün gördüğü onlarca dilenciden farksız değildi aslında. İç ses onu kadının yanına götürdü. Cebindeki bozukluklar arasında bir ekmek parası kadar seçtiği bozuklukları kadının önüne serdiği çiçekli örtünün üzerine usulca bıraktı. Dilenci kadının'' Allah annene uzun ömür versin'' sözüne şaşırdı ve eğildiği yerden ayağa kalkarken yüzünde istemese de bir hüzün ifadesi belirdi. Annesi yoktu ki onun.Küçükken terk etmişti oysaki onu. Geride bıraktığı kardeşi ile birlikte yıllarca yuvada büyüdükten sonra belli bir yaşa gelince işe girmiş sonra kardeşini de yanına alarak bir düzen kurmuştu. Dilenci kadının söylediği o cümle yüreğine dokundu. '' Amin teyze'' dedikten sonra usul usul kadının yanından uzaklaşmıştı. Hızlı adımlarla eve gelirken hüznü öyle ağır basmıştı ki hıckıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Yıllarca bir yanını yarım bırakan annesine öylesine kızıyorduki bu kızgınlığını ağlayarak dışarı vurmuştu. O günden sonra tüm okul çıkışlarında o kadını gördü. Kadının o söylediği tek cümleyi duymak adına her gün harçlığından belli bir miktarı ayırıp kadının önüne usulca bırakıyor ve evin yolunu tutuyordu. Uzun bir süre bu böyle devam etti.

Gözleri görmeyen kadın günün aynı saatinde duyduğu''  Amin teyze'' sesini artık tanıyordu. Kız hiç aksatmadan her gün kadının yanına giderek bozukluklarından önüne koyuyor ve o cümleyi duyduktan sonra ayrılıyordu yanından. Düzenli giden bu hoşgörülü davranış bir gün sekteye uğradı. Her gün aynı saate uğrayan kız o gün gelmemişti. Dilenci kadın alışmıştı o sesi duymaya. Merak etti açıkçası. Bir kaç gün bu böyle gitti. Genç kızın sesini aynı saatte duyamayan kadın endişeleniyordu. Gözleri görse, tanısa birilerine soracak araştıracaktı anca böyle bir şey mümkün olmadığı için meraktan başka birşey gelmiyordu elinden. Yine bir gün genç kızın uğradığı saatlere yakın bir vakitte iki genç kız dilenci kadının yanına geldi. Merhaba dedikten sonra kaldırımın üstüne bağdaş kurdular ve anlatmaya başladılar. '' Elimizde bir mektup var,size yazılmış bir mektup. Mektupta tarif edilen kişi sizsiniz. Arkadaşımızı trafik kazasında kaybettikten sonra polis araştırması sırasından çantasından çıktı. Yazılanlar aynen şöyle. ''Merhaba anne. Yine ben geldim. Anne diyemiyorum, anne diye yazıyorum sadece.  Okul çıkışı bir gün dikkatimi çektin ve yanına yaklaştım. Cebimdeki bozukluklardan bir ekmek parası kadar ayarlayıp önünde duran örtüye bırakmak için eğilmiştim ki, boynunda gördüğüm o madalyon kolye ve senin başını kaldırışınla ters dönen yüzündeki ''umudum'' yazısını görür görmez elim ayağıma dolanmıştı. Zaman durmuştu adeta. Ne yapacağımı bilemedim. Elim boynuma gitti. Yıllar yılı senden hatıra olan boynumdaki madalyonu çıkardım, inceledim. Boynunla asılı duranla tıpatıp aynıydı. Sonra cüzdanımda yıpranmaya yakın o mektuba elimi attım ve son satırını okudum.
''Canım kızım ''diye başlıyordu. ''Umudun, umudum. Hissettiklerimiz aynı. Benden kopan bir parçasın. Her daim gücümü hisset,varlığımla gücüne güç katayım diye bu madalyondan bir tanede sana alıyorum. Ve üzerine ''umudum'' yazdırıyorum. Hayatta umudum ol,yaşama sebebim'' diye bitiyordu. Sendin, evet sendin anne. Soğukkanlı olmaya çalıştım Kimselere hissetirmeden koşar adımlarla eve geldim. Seni o hale getiren neydi anne, bizi ayıran, bizi bu denli ayrı düşüren şey neydi diye tüm gece sorguladım durdum kendimi.
Mektubunda şöyle yazmıştın. ''Canım kızım, her ne olursa olsun gidişimi  sorgulama ve beni sakın arama. Bir anne evladını bırakırmı diye soracaksın, kızacaksın bana her aklına geldiğimde.Sebep arama ne olur. öyle mecburimki bunu yapmaya. ''
O yüzden sorgulamadım anne. Her gün geldim yanına. Aylarca karnında taşımanın hakkını ödemeye çalıştım harçlıklarımdan  artırabildiğim kadarıyla. Her gün gördüm seni, iyi olduğuna inanmak için. Ama artık yeter anne. Özledim seni anlıyormusun. Her gün o söylediğin tek söz'' Allah annene uzun ömürler versin'' yüreğimi o kadar kanatıyorduki dayanamıyordum artık. Bu yüzden bu mektubu sana yazıyorum. İçine birde madalyon koyuyorum anne. Yılllarca senden bana kalan tek hatırayı. Üzüldüğümde,sevindiğimde bana dayanak olan tek şeyi. Ona ihtiyacım yok artık. Gözlerin görmese de kalp gözünle gör artık beni anne. Ziyaretine geleceğim ara sıra hissettirmeden. Geliş saatimi değiştiriyorum artık. Çünkü biliyorumki sende tanıyorsun artık beni sesimden. Bir yabancı olarak geleceğim artık sana anne. Bil ki kızın iyi, bil ki buldu seni. Yıllarca yaşadığına olan inancımla yaşadım, gözlerim baktığım her noktada seni bulma arzusuyla gördü her ne varsa. Dünya gözüyle bir kez de olsa gördüm seni anne, sen beni yüreğinle hisset olurmu? Çünkü son kez bana baktığın o gözler artık beni göremiyor ,hissetsende olur. Beni bırakıp giderken hiç hissetmediğin kadar...''

Mektubun ardından gözyaşları birer birer süzüldü dilenci kadının yanaklarından. Hiç bir şey söylemedi sustu. Zarfın içinden çıkan madalyonu boynuna asmaları için genç kızlardan rica etti...Evlatlarını bir anda terk etme nedeni aklına geldi. Tek bir söz döküldü ağzından''Affet beni kızım,affet. Bunu yapmaya o kadar mecburdumki''.
Hayat bazen bizi yapmak istemediğimiz şeylerle karşı karşıya bırakabilir,nedenini tarif edemediğimiz. Attığı adımdan dolayı sakın  kimseyi yargılamayın ,önce onu anlamaya çalışın. Bir gözlem sonucu yazılan bu kısa hikayede dilenci kadının açıklayamadığı nedeni gibi nedenler sıralanır bazen. O yüzden karşınızdaki insanı çok sorgulamayın olur mu? Hayat her zaman bize altın tepside birşeyleri sunmuyor. Bazen çok çaresiz kalabiliriz. Çaresizliğin attırdığı her adımda, yaşanan ne olursa olsun bir nebze anlayış sadece.. Başka hayatlar, başka hikayeler... Bu hikayedeki gibi benzer o kadar çok şey yaşanıyor ki günlük hayatta. Madalyonun öbür yüzünde ne var,bilen yok!
Süreyya KOCATEPE
Şubat 2015

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

33 YAŞIMA...

8 MART NE DEĞİLDİR?

VELADET